Film - Dizi

Leyla ile Mecnun – Televizyon

Eskiden her Türk gibi televizyona endeksli bir hayatım vardı. Daha doğrusu, aileden gelen bişey mi yoksa normal olan budur diye düşünüldüğünden mi bilmem, bir boş vakit oldu mu hemen televizyonun karşısına geçerdim. Çok güzel diziler vardı, gerçi bu bahsettiğim zamanlarda çizgi filmleri tercih ederdim ama neyse. Demek istediğim, güzel şeyler çıkardı televizyonda ve daha az reklam vardı. Reklamlar bitene kadar nerde kaldığımızı unutmazdık. Şimdilerde normal dijital uydu yayınına baktığımızda tüm televizyon kanalları dizi veya program değil reklam yayınlıyorlar. İçeriğin kalitesini değil, reklamların kalitesini arttırıyorlar. Hal böyle olunca, beni ve benim gibi düşünen birsürü insanı internete yönlendirmeyi başardılar bence.

İnternet, benim için hayatın her yerinde kullanılabilecek bir araçtır. Hele ki şu günlerde, bazı insanlar televizyonlarını bile internet bağlantısıyla izliyorlar. Telefonlarımızdan internete giriyoruz sosyal paylaşım sitelerindeyiz bütün gün mesela. Ya da, işte benim gibi televizyonda ilgimizi çeken şeyleri internetten bulup, belki daha kaliteli bir şekilde, reklamsız izleyebiliyoruz.

Asıl konuya gelelim. Beni televizyon hiç mi hiç ilgilendirmiyor aslında. Çok çok uzun zamandır düğmesine basıp açmış değilim. ” Çünkü internetten mi izliyosun? ” diye soruyosanız, hayır internetten de izlemiyorum. Tabi tek bir dizi hariç. Bana göre televizyon ve televizyonun içerdiği lanet Türk dizileri bir bağımlılık. Büyük bir çoğunluğu da düşük seviyeli, kalitesiz, düzgünlüğü değil de izlenme sayısının yüksel olmasını esas almış diziler.

Herneyse, biraz da en sevdiğim, tek sevdiğim Türk dizisi olan Leyla ile Mecnun’dan bahsedeyim. Birkaç ufak birşey söylicem ve TRT nin resmisitesindeki yazılarını alıntı yapıcam. Öncelikle, dizideki tüm karakterler müthiş bence ve oyuncuların büyük çoğunluğu hakkını veriyo diye düşünüyorum. Ki zaten kendilerinden birşeyler kattıkları çok ortada ve benim hoşuma giden birşey bu. Oynanacak karaktere göre oyuncular seçilmiş ve gözünüzü veya kulağınızı tırmalayan hiçbirşey yok. En sevdiğim karakterleri saysam tümünü sayarım heralde ama bi sıralama yapabilirim en azından şimdi. İlk sıra benim için İsmail Abi’dir. Sonra Mecnun ve Erdal Bakkal gelir. Sonra da İskender. Mecnun ve İsmail Abi’nin sahildeki bağırışları, İskenderin çalışmayan arabayı itmesi, Erdal Bakkalın saçmalıkları her bölümde tekrarlanır durur ama her seferinde kahkahalara boğulurum. Ak Sakallı Dede’yi de unutmamak lazım tabi. İşin ilginç tarafı, bütün bu saçma ve absürt olaylar arasında bi an gelir hemen hüzünlenebilirsiniz.

TRT nin resmi sitesinde, hiç izlemeyenler için diziyi kısaca anlatan bir yazı mevcut. Buyrun;

Aynı gün dünyaya gelen iki bebek, hastanedeki yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin “doğar doğmaz birbirlerini buldular” demesiyle, beşik kertmesi yapılan çift, isimlerini efsane âşıklar “Leyla ve Mecnun” dan alırlar…

Leyla ve Mecnun’un beşik kertmesi yapılmasının üzerinden yirmi beş yıl geçmiştir. Leyla İstanbul Üniversitesi’nde, Mecnun ise Açık Öğretim’de okumaktadır. Her ikisinin de birbirlerinden haberi yoktur. Bir sabah, ailesi Mecnun’a durumu anlatır ve Leyla’yı istemeye giderler. Mecnun bu durumdan rahatsız olsa da ailesinin zoruyla Leyla’nın evine gider. Uzun süredir görüşmeyen iki ailenin tartışmasıyla sonlanan ziyarette Mecnun, Leyla’yı görmüş ve görür görmez de âşık olmuştur. Mecnun Leyla’nın peşinden koşmaya başlar. Onunla tanışmak ve onu etkileyebilmek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında Aksakallı Dede’yi görür. Ancak Aksakallı Dede’nin rüyalarından çıkıp Mecnun’la beraber yaşamaya başlamasıyla durumlar iyice karışır.

Diziyi izlerken büyük keyif alıyorum gerçekten de. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Zaten ilk bölümünü izledikten sonra bağımlı hale geliyosunuz. Ve dizinin geri kalan kısmında sizi neler beklediğini bilseniz, şuan benim gibi 40. bölümü dört gözle beklersiniz. Tekrar görüşmek üzere.

 

Yorum Yap

Yildizli alanlar zorunludur.